İŞİMİZİ YAPIYOR MUYUZ?

İŞİMİZİ YAPIYOR MUYUZ?

Bir insanın hayatı inişli çıkışlı olabilir. Yaptığı işlerde karlı zararlı durumları olabilir. Önemli olan; işin sonunda neden kar, neden zarar ettiğinin hesabını ve mukayesesini yapmalıdır. Biz öğretmeniz… öğrencimiz neden çalışmıyor, ödevlerini neden yapmıyor, LGS ve üniversite sınavlarında neden başarısız…?  Yada çalışkan ve başarılı olanlar neden başarılı, sınavlarda başaranlar nasıl başardılar…?  Tüm bu soruların  cevaplarını önce kendimize, sonra meslektaşlarımıza, daha sonra da öğrencilere, ebeveynlere ve velilere sormalı; ivedilikle el atmalı ve çözüm üretmeliyiz.

Mesleğinde ve işinde performansının yükseldiği zamanlar da, performansının düştüğü zamanlar da olur. Ama bu durumu, kişinin iş ahlakına yansımamalıdır. Kişi, görevine sadık, işine sadakatle bağlı olmalıdır. İş ahlakında ve çalışma mesaisinde mümkün mertebe özne olmalıdır, kendisini nesneleştirmemeli, yükünü ve işini başkasına yüklememelidir. Elinden gelen her şeyi bizzat kendisi yapmalıdır; işinin özünde ve odak noktasında olmalıdır. Çünkü özne işi yapandır, etki bırakandır. İşten etkilenen değildir. İşten etkilenen nesnedir.

Hayatımız boyunca hep doğru işler yapalım, doğru yapma gayretinde olalım. Kendimizi bu yola verir, bu moda girersek sapmayız. Dürüst olmamız, işlerimizi doğru yapmamız;  biraz da yetişme tarzımıza bağlıdır. Yani aile ortamımız, yakın çevremiz, uzak çevremiz ve toplumsal yapımızla alakalıdır. Çünkü kişiliğimizin, şahsiyetimizin ve karakterimizin şekillenmesinde yetişme ortamının, ailenin ve yaşadığımız toplumun büyük bir etkisi vardır. Toplumsal aydınlarımızın bir tespiti vardır:  (                                          ) ‘’Bizim kişiliğimiz, karakterimiz ve şahsiyetimiz; birlikte olduğumuz, arkadaşlık kurduğumuz insanların kişilik, karakter ve şahsiyetlerinin aritmetik ortalamasıdır.’’demişler.  Yani;  ‘’ Bana arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim.’’

Netice itibariyle insanız; aklarımız, karalarımız olacaktır. (Toplumsal yapılarda, tarihsel değerlendirmelerde, yönetim biçimlerinde ve sosyolojik tahlillerde kullanılan ‘’aklar – karalar’’ kavramı İlber Ortaylı hocamıza aittir.)    

           Ben öğretmenim… ‘’İşimizi yapıyor muyuz? Sorusunun cevabını ve tahlilini mesleğimle ilgili yapayım… Öğretmenliğin üç önemli esası vardır; yani öğretmenlikte üç önemli özellik olmazsa olmazlar arasındadır.

1) Öğretmen, her şeyden önce şahsiyetli, duruşu olan, her anlamda temiz, insan unsuruna değer veren, genelde insanın, özelde öğrencinin psikolojisini bilen, insanı okuyan bir değere sahip olmalıdır. Bu alanda gelişim psikolojisi, eğitim psikolojisi eğitim felsefesi, eğitim sosyolojisi ve toplumsal değer yargılarını – değerler eğitimi bağında teorik ve pratik olarak kişiliğine ve öğretmenliğine iyice oturtmalıdır. ( Yani formasyon bilgisi)

2) Öğretmen alan – branş bilgisine sahip olmalıdır. Bir öğretmen kendi alanını – branşını iyi bilmelidir. Sadece kendi branşına ait ders kitabındaki öğretileri ve kazanımları bilmek yeterli değildir. Mesela; edebiyat öğretmeni aynı zamanda edebiyatçı olmalıdır, tarih öğretmeni aynı şekilde tarihçi de olmalıdır; araştırmalıdır, tarihimizin ve dünya tarihinin nedenlerini, nasıllarını, niçinlerini;  makaleleri, tespitleri ve araştırmalarıyla bizleri aydınlatmalıdır.

3) Öğretmen; sosyal ve kültürel alanda kendini iyi yetiştirmelidir. Yaşadığı toplumun dinamiklerini bilmeli, eksik yanlarını tamamlamalı, yanlışlarını düzeltmelidir. Kendi dinamiklerini, toplumun dinamikleri ve unsurlarıyla bütünleştirmelidir. Yakın –  uzak çevresinin sosyo ekonomik, sosyo kültürel yapısını bildiği kadar; ülkesini ve dünyayı da bu anlamda iyi bilmelidir. Mesleki anlamda ve kültürel anlamda kendisini sürekli yenilemelidir. Gelişen ve değişen dünyaya entegre olmalıdır. Fakat kendi özünden, değerlerinden, toplumunun, milletinin genel geçer doğrularından ödün vermemelidir. Öz değerlerine bağlı, teknolojik gelişmelerin her türlüsüne de açık olmalıdır.  Bir şeyleri üretmek, ortaya atmaktan korkmamalıdır. – yanlış söylerim, yanlış olur, yanlış yaparım – Öğretmen bu korkularından sıyrılmalıdır. İş yaparken, çalışırken, üretirken; güvenirliliği, geçerliliği, kapsamlılığı ve saydamlığı dikkate almalıdır. Dersine girdiği öğrencileri, okulu, okulun çevresini, aileleri ve oradaki toplumsal yapıyı sosyolojik, psikolojik ve ekonomik yönlerden iyice tanımalıdır. Eğitim sisteminin; ülkemizde ve dünyada genel geçer ilkelerinden biri hatta en önemli ilkesi ‘’Eğitimcinin, eğitileni her yönden tanıması esastır’’ der. Öğretmen olarak bu minvalde olduğumuz sürece faaliyetlerimiz, çalışmalarımız neticede ortaya çıkardığımız ürünler aktır, aklarımızdır. Alnımız açık, yüzümüz aktır.  İnsanız elbette ki yanlışlarımız,  karalarımız da olacaktır… Öğretmen olsak bile…

Durağan, durgun bir insan, hiçbir şey yapmayan, yapmak istemeyen, üretmeyen insan elbette yanlış yapmaz; bir şey yapmıyor ki yanlış olsun. Ama çalışan, uğraşan, üreten ve bir şeyler ortaya koyan bazen yanlış da yapabilir. Burada aslolan ; bilmeyerek ortaya çıkan karalarımızı, yanlışlarımızı; aklarımızla eritmektir. Yanlışlarımızın üzerine ortak akıl, takım ruhu ve doğrularla gitmektir. İlkeli, duruşu olan bir mantık sergilemektir.

Hayatımızın; ekonomik olarak, bilgi olarak, iş performansı ve sosyal anlamda inişler – çıkışlar göstermesinden korkmamalıyız. İnişlerin sebebini sorgulamalı, negatifliği – pozitif vasıflarımızla  +’ ya (artıya) çevirme aklını, ortak aklı kullanmalıyız. Bunun için de ehil insanlara ( o işin ehlidir – diyoruz ya) başvurmalıyız. Fakat ne yazık ki gerek ülkemizde, gerekse dünyada bu kadar buhranların, sıkıntıların, problemlerin (ferdi sıkıntılar, bunalımlar, toplumsal, ekonomik sıkıntılar, olumsuz iş ve davranışlar, ahlaki çöküntü, aile mefhumunun çökmesi ve buna bağlı toplumsal çöküntüler… v.s)  olmasının biricik sebebi; bir makamın ehli, bir işin ehli olmayanların, bin bir oyun ve entrikalarla o işe ve makama getirilmeleridir. Bunlar; bizim, toplumumuzun, ülkemizin ve dünyamızın karalarıdır işte… Aklar – karalar…

Temennim odur ki Ak’lı insanlar işe koyulur, işe el atar, aklı çalışmalar yapar, hepimizin yüzünü ak eder. Muhasebe iyi yapılırsa aklarla karalar ayrılır;  Aklar – karaları  aklaştırır. Rabbim, hepimize ak işler yapma gayreti ve bilinci nasip etsin.

Harun YILMAZ

 

 

Harun Yılmaz

1972 Hınıs doğumludur. İlkokul, ortaokul ve liseyi Hınıs' ta okudu. 1990 da Hınıs Lisesi'nden mezun oldu. Aynı yıl vekil öğretmenlik yaptı. 1992-1996 yılları arası Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde okudu. 1996 yılında mezun oldu ve aynı yıl eylül ayında öğretmenlik görevine başladı. 25 yıldır görev yapmaktadır. Esas branşı sınıf öğretmeni, yan branşı ise Türkçe - Edebiyattır. Evli üç çocuk babasıdır,

İlgili Makaleler

1 2 votes
İçerik Puanı
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı