GİDEREK YALNIZLAŞIYOR İNSAN

GİDEREK YALNIZLAŞIYOR İNSAN

Yalnızlık Allah’a mahsustur. Tek kalmak, tek başına yaşamak sosyal hayattan kopmaktır bir nevi. İletişimi güçlü toplu – toplumsal bir aile hayatı çok kıymetli ve değerlidir. Sosyal hayatın temeli aile ve aile mefhumu ile kurulmuştur. Sosyal hayatın gücü; işleyişi sağlam ve birbiriyle iletişimi güçlü, aktif aile fertlerine dayalıdır. Tek başına yaşamak beraberinde bir takım sıkıntılar ve bunalımlar getirir; psikolojik bunalım gibi. Özellikle yaşlı insanların; anne, baba, dede ve ninelerin aile ortamından uzak kalması, tek başına yaşaması, ailenin sıcak ortamını teneffüs etmemesi onları bunaltır, yalnızlaştırır. Onların hayat tecrübesinden ve sevgisinden uzak büyüyen torunlar ve çocuklar şefkatsiz, merhametsiz ve paylaşımsız olurlar.

Kendi öz değerlerimizden biri de büyüklerimizin yani ana babalarımızın, diğer büyüklerimizin (amca, hala, dayı, teyze..) bakım ve ihtiyaçlarını karşılamak, onlarla konuşmak, diyalog kurmak, onları yalnızlığa terk etmemektir. Ana-babaya ve diğer aile büyüklerine karşı sorum- luluklarımz;  Peygamberimize ve Yüce Allah’a karşı olan sorumluluk ve görevlerimizden sayılır çünkü ilahi kitabımız;  büyüklerimizi incitmememizi ve onlara karşı şefkatli, merhametli olmamızı, saygıda kusur etmememizi emretmektedir. Toplumun ahlaki yönden bu kadar bozulmasının sebeplerinden biri de büyük toplumsal kalabalıkların içinde giderek yalnızlaşmaktan ileri gelmektedir. Mesela eski güçlü komşuluk ilişkilerinin yerini; iletişimsiz, birbiriyle konuşmayan, çekinik ve kabuğuna çekilmiş komşuluk ilişkilerine bırakması gibi…  Bir binada en az  20  –  30 aile oturuyor; ama kimse kimseyi tanımıyor, bırakın tanımayı Allah’ın selamını bile vermiyor. İşte bu durum insanı; büyük kalabalık toplumsal yapının içinde yalnız- laştırıyor, kişiyi tek başına dertleriyle baş başa yalnızlığa ve bunalıma iteliyor. Bu da toplumu sağlam zeminden; kaygan, geleceği problemli olacak bir zemine doğru götürmektedir.  Yeni            yapılan evlerimiz bile kültürümüze terstir. Mesela 1 + 1 evler bizim ailemizin ve kültürümüzün evleri değildir, tamamen batının kültürü ve batının yaşam tarzıdır.

Evimizin, okulumuzun, sokağımızın, mahallemizin, kasabamızın, ilimizin, ülkemizin ve dünyanın nüfusu ne kadar çoğalıyorsa biz o kadar yalnızlaşıyoruz. Çünkü vefamızı, ahde vefamızı, duygularımızı, düşüncelerimizi, fikirlerimizi, tasavvurlarımızı ve daha doğrusu insani kimliğimizi giderek kaybediyoruz. İnsani kimliğin kaybı; beraberinde insani hasletleri, komşuluk ilişkilerini, arkadaşlıkları, dostlukları, dostane sohbetleri, aile içi anlaşma, dayanışma, yardımlaşma nesnelerini ve olgularını da kaybettirmekte neticede yok ettirmektedir.

Çocuklarımızın yüzde 95’i artık çekirdek ailede büyüyor, dışarı çıkarılmıyor; belki bu durum biraz da sokağın güvensizlik ortamından kaynaklanıyor. Ama unutmayalım ki o güvensiz sokak da bizim sokağımızdır. Güvensiz sokağı da güvenli hale getirmek bizim elimizde,  o da bizim görevimizdir,  bunun için gereğini yapmalıyız. Çocuklarımız nine, dede, amca, hala, teyze ve dayının uzak olduğu ailede yetişiyor. Bu kıymetli değerlerinden uzak büyüyen ve bunlardan uzaklaştırılan çocuklar sevgiyi, saygıyı, şefkati, merhameti; nereden, kimden öğrenecekler? Ana – babalar işte, çocuklar kreşte… Yada sorumsuz, bilgisiz bir bakıcının elinde… durum budur. Çocuğun kişiliği ve şahsiyeti kime göre şekillenecek; ana babaya göre mi yoksa bakıcıya göre mi?.. Tabi ki her bakıcıya sorumsuz, bilgisiz diyemeyiz, iyi bakıcıları tenzih ederim. Yine modern aile tipinin  sorunlarından biri de en küçük bir problem karşısında ana –  babanın boşanması, ayrılmasıdır ve buna bağlı olarak çocuğun ya anasız yada babasız büyümesidir. Bu da çocukta ileride  çok ciddi kişilik travmaları oluşturmakta, çocuğu umutsuz ve mutsuz etmektedir.

Toplumda çocuk, genç, küçük, büyük, ana, baba, öğretmen, öğrenci, işçi ve işveren v.s herkesin elinde son model bir cep telefonu. Herkes o telefona elini, gözünü, beynini odaklıyor, kafasını kuma gömen kuş gibi gömülüyor adeta telefona. Kendi öz değerlerinden uzaklaşıp, hep sanal aleme dalıyor. Öyle bir hal alıyor ki artık gençlerimiz evleneceği eşini bile telefon aracılığıyla internetten arıyor. İnternet evliliği de zayıf ve cılız bir evliliktir, geneli kısa sürelidir. Toplumda son yıllardaki boşanmaların çoğu internet evliliğidir. Temeli ve yapısı sağlam olmayan bireylerin evlilikleri kısa süreli olur, neticede boşanmayla son bulur. Bu birçok çocuğumuzun anasız – babasız büyümesine neden olur. Buna ivedilikle ahlaki ve insani çözümler bulunmalı, çözüm üretilmeli, derhal hayata geçirilmelidir. Çünkü biz batı toplumu değiliz. Özümüzü ve değer yargılarımızı yeniden inşa ettirmeliyiz. Aile yapımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.

Aileye ve gençlerimize el atmazsak, gelecekte toplumsal yapımızda telafisi çok zor ve çözüm bulamayacağımız problemlerle karşı karşıya kalırız. Gün be gün değerlerini ve umudunu kaybediyor dünya… vicdanını sel hızıyla yitirmeye devam ediyor insanlık. Ahde vefamızı, insanlığa saygımızı yitirdik. Yeniden toparlayabiliriz. Kendimize, eşimize, çocuklarımıza, ailemize, toplumumuza, milletimize ve dünyamıza karşı vicdani ve ahlaki sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Bu anlamda görevimizi sağlıklı yapmalıyız. Akla, ahlaka, vicdana ve vahye dayalı çözümlerimizi hayata geçirerek bütün sorunların üstesinden gelebiliriz. Her anlamda ve alanda ülkemizi ve dünyayı yeniden inşa etmek umuduyla diyorum.

 Harun YILMAZ

Aralık 2020

             

Harun Yılmaz

1972 Hınıs doğumludur. İlkokul, ortaokul ve liseyi Hınıs' ta okudu. 1990 da Hınıs Lisesi'nden mezun oldu. Aynı yıl vekil öğretmenlik yaptı. 1992-1996 yılları arası Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde okudu. 1996 yılında mezun oldu ve aynı yıl eylül ayında öğretmenlik görevine başladı. 25 yıldır görev yapmaktadır. Esas branşı sınıf öğretmeni, yan branşı ise Türkçe - Edebiyattır. Evli üç çocuk babasıdır,

İlgili Makaleler

1 2 votes
İçerik Puanı
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı